Reenkarnasyon Hikayeleri

Daha önce de yaşadım

Ölümden sonra ruhun başka bir bedende yaşayıp yaşamadığı artık inanç meselesinden çıktı.Bu konuda hemen her ülkede,titiz araştırmalar yapılıyor.

Bu tema binlerce yıl boyunca,Mısır,Tibet ve Hindistan’ın gizli öğretilerinden başlayarak;Eflatun,Pisagor ve Mevlana’da şekillenerek bu güne ulaştı.

ABD’de ise ünlü medyum Edgar Cayce,yeniden bedenlenme inancının yayılmasında,yaptığı çalışmalarla büyük bir çığır açtı.

Konunun diğer bir başka ünlü ismi ise araştırmacı Prof.Dr.Iaan Stevenson’dur.Virginia Üniversitesi’nde Psikiyatri Bölüm Yönetmenliği yapan Stevenson,dünyanın çeşitli ülkelerinde konuyla ilgili çalışmalar yaparak çok sayıda tekrar bedenlenme olayını belgeledi.Stevenson Türkiye’de de çok kapsamlı bir araştırma gerçekleştirmiştir.

İşte Stevenson’un Türkiye’de belgelediği ilk tekrar doğuş vakası…

5 yaşında İngilizce konuşuyor,

      İngilizce şarkılar söylüyordu!…

      1985 yılının Mayıs Ayı’nda Tarsus’ta yaşayan Taşkıran Ailesi’nde çok garip olaylar gelişmeye başladı…

Çok fakir bir aile olan Taşkıranlar’ın en küçük kızları 5 yaşındaki Ela ,adının Elmita olduğunu,bundan önceki yaşamının ise ABD’de geçtiğini,evli ve iki çocuk annesi olduğunu iddia ediyordu!…

Hemen konunun uzmanları Ela’yı incelemeye aldılar. Ela yaşından ve yetiştiği sosyal çevresinden umulmayacak düzeyde sözler söylüyor ve İngilizceyi mükemmel denebilecek bir tarzda kouşuyordu!… İngilizce şarkılar söylemesi ise bir başka bilmeceydi…

Ela’da garip davranışlar 2 yaşından itibaren başlamıştı.Bu olayların duyulması ise ilginç bir tesadüfle olmuştu.

Tarsus Amerikan Koleji’nde okuyan bir grup öğrenci piknik yapmak amacıyla Ela’nın yaşadığı bölgeye gitmişlerdi.Herşey, küçük Ela’nın öğrenci grubunun yanına giderek,öğrencilerden birinin elindeki portakalı gösterip,”orange”demesiyle ortaya çıktı.Ela’nın İngilizce konuşabildiğini farkeden öğrenciler,derhal ailesinin yanına giderek bu yaştaki bir çocuğa İngilizceyi nasıl öğrettiklerini sordular.

Aile ise tüm olup bitenden habersizdi… Kızlarının kullandığı kelimelerin hayatlarında hiç duymadıkları yabancı bir dil olduğunu,ozaman öğrendiler.

Ela’daki gariplikler aradan geçen zaman süresince daha da arttı.Ela’da her geçen gün büyük değişimler meydana geliyordu…Önceleri ailesini ve çevresini beğenmiyor,duvarlarda niçin duvar kağıdının olmadığını soruyordu.Daha sonraları annesinin şalvarını ve baş örtüsünü garipsemeye ve ev işlerini niçin annesinin yapmakta olduğunu sormaya başladı.Çünkü bu işler hizmetçiler tarafından yapılmalıydı!… Evet,küçük Ela böyle düşünüyordu…

Ela 5 yaşına geldiğinde sosyal çevresine uymayacak davranışlar sıralamaya başladı.Üst katlaraçıkmak için düğmelere basılması gerektiğini anlatıyor ve hemen arkasından asansörü en ince ayrıntısına kadar tarif ediyordu.Oysa ki bulunduğu köyde bir kez bile asansör görmüş değildi… Bulundukları yerde televizyon bile yoktu…

İşler bşr müddet sonra iyice garip bir hale bürünmeye başladı.Ela Amerika’da evinin olduğunu söylemeye başlamıştı!… Amerika’daki evinin üç katlı olduğunu,kocası Bob’un birçok mağazaların sahibi çok zengin bir işadamı olduğunu anlatıyordu.Özel uçaklarıyla bir iş seyahatine giderken uçağın düştüğünü,kendisinin ve eşinin parçalanarak öldüğünü ayrıntılarıyla çevresindekilerin şaşkın bakışları altında izah ediyordu.

Olay öyle bir hale gelmişti ki,sonunda olay gazetelere yansıdı.Gazetelerin olayla ilgilenmesi sonucu,Tarsus Amerikan Koleji öğretmenlerinden Choriotte Oellen,Ela’yı ziyarete geldi.Öğretmen Ela’ya İngilizce olarak:”Bana dağdan biraz çiçek toplayabilir misin?”dediği an,Ela dışarı fırladı ve kısa bir süre sonra elinde çiçeklerle odaya geldi.Topladığı çiçekleri öğretmene uzattı.

Uzmanlarca yapılan araştırma sonucu Ela’nın ana dilinin İngilizce olduğuna karar verildi.Bu inanılması son derece zor bir gelişmeydi…

O yıllarda,konuyla yakından ilgilenen Tarsus Amerikan Koleji’nin öğretmenlerinden Francis Melling şunları söylüyordu:

_”Uzun yıllardır bu yörede öğretmenlik yapıyorum.Ela’nın davranışları ve konuşması bu yöreye göre standartların inanılmaz derecede üstünde.Hiç bir dil eğitimi görmemiş olan bu 5 yaşındaki kız,üstelik bu lehçeyle böyle mükemmel nasıl konuşabilir?”

Bu gelişmelere başından beri büyük bir tedirginlikle yaklaşan,Ela’nın anne ve babası olup bitenlere hiç bir zaman bir açıklama getiremediler.

Bu olay Ian Stevenson’un yayınladığı kitabında da yer almış ve tekrar doğuş olaylarına önemli bir kanıt olarak değerlendirilmiştir.

Geçmiş yaşamlarını hatırlayanlar üzerinde Yurdumuz’da ayrıntılı bir çalışma maalesef günümüze kadar yapılamamıştır.Bu nedenle geçmiş yaşamını hatırlayan insanların kayıtlara geçmiş olan sayısı yok denecek kadar azdır.

Şimdi diğer örneklere gelelim…

Tekrar dünya’ya geliyorum…

Müge Yıldız,10.01.1987 doğumlu

Müge’nin annesi Sevim Yıldız,hamileliğinin son haftasında bir rüya görüyor.Rüyasında 19 yaşında genç bir bayan koşarak Sevim Hanımın yanına yaklaşıp,”ben sizin evinizde tekrar dünyaya geliyorum”diyor.Sevim Yıldız uyanınca,herhalde kızım olacak diye rüyasını yorumluyor.

Altı gün sonra Müge dünyaya geliyor…

Müge 3 yaşına geldiğinde,ailesine: “Siz benim annem ve babam değilsiniz.Burası da benim evim değil!…” demeye başlıyor. Aile önceleri bu sözlerin üzerinde pek durmuyor.Ancak Müge her geçen gün biraz daha garipleşmeye başlıyor.Sonunda gerçek ailesine ve evine gitmek için ısrar ediyor.Bunun üzerine ailenin büyükleri konuyu araştırmaya başlıyorlar.Fakat Müge ailesi hakkında innesinin adı Seher,babasının adının ise Ethem olduğunun dışında başka bir bilgi veremiyor.

Aradan sıkıntılı ve huzursuz iki yıl geçiyor…

Müge 5 yaşına geldiğinde bir gün aniden,daha önceki hayatında nasıl öldüğünü hatırlıyor ve 19 yaşındayken elektrik çarpması sonucu öldüğünü söylüyor.

Bu gelişmeden iki ay sonra…

Bir gün ailesiyle birlikte çarşıda dolaşırken,tanımadıkları bir bayanın arkasından “hala”diye bağırıyor.Annesi hemen bayanın yanına gidip,yakınları arasında Seher ve Ethem adında evli bir çift oldup olmadığını soruyor.Alınan olumlu cevaptan sonra,derhal verilen adrese gidiliyor…

Müge gidilen adresteki evin bütün aile fertlerinin isimlerini teker teker saymaya başlıyor.Yakın akrabaların hatta komşuların bile isimlerini teker teker sıralayıp,şu anda nasıl olduklarını soruyor.Onlardan haber almanın rahatlığıyla,büyük bir insan gibi koltuğa yaslanıp derin bir nefes alıyor.

Müge rahatlamıştı…Ya her iki aile?…

Seher Hanım bütün bu olup bitenlerden şaşkın bir halde biraz kendisini topralayabildikten sonra,Müge’ye yaklaşarak bazı sorular sorma ihtiyacı hissediyor.

_ Önceki yaşamında benim kızım olduğunu iddia ediyorsun… Sana bir kaç soru sormak istiyorum.Cevaplayabilir misin?

Müge başını sallayarak olur cevabını veriyor…

_Peki ozaman söyle bakalım…Kızım evde yalnızken ölmüştü.Sen benim kızımın ruhunu taşıdığını iddia etttiğine göre bana ölüm şeklini ve nedenini açıklayabilir misin?

Müge tereddütsiz anlatmaya başlıyor:

_Sen komşuya kahve içmeye gittikten sonra,senin daha önce temizlediğin buzdolabının altında biriken suyu temizlemek istedim.Elektrik çarptı ve ben öldüm.Ölümümden bir sene önce Ticaret Lisesi’ni bitirmiştim…

Bu doğru cevaplardan sonra Seher Hanım,yalnız ailenin bildiği,aileye ait çok özel sorular sormaya başladı.Müge bütün bunlara da ayrıntılı bir şekilde cevaplar verdi.Ve hepsi de inanılmaz doğruluktaydı…

Seher Hanım’ın şaşkınlığı her geçen dakika biraz daha artıyordu…Son bir soru daha sormak istedi…

Kızım ölmeden bir gün önce çarşıya çıktık.Kızıma birşey aldım.Bunu kızım ve benden başka hiç kimse bilmiyor.Paket hala açılmadı.Onun içinde ne olduğunu bana söyleye bilir misin?

Müge geçmiş yaşamındaki annesine bakarak gülümsedi…

_Kırmızı kadife terlik…

Müge şu anda iki ailesiyle birlikte yaşıyor.Özel günlerde iki annesine ve iki babasına da hediyeler alıyor.Durumu her iki aile de kabullenmiş durumda…Müge artık hırçın,isyankar ve huzursuz değil.Aradığını bulan kişilerin huzurunu yaşıyor.

Mısır’da öldüm… Sizin evinizde tekrar doğuyorum…

Hasan Buhayri Ünal 1956 doğumlu

Doğumdan yarım saat önce dedesi rüyasında;genç bir erkeğin,kayığın küreklerini hızlı hızlı çekerek kıyıya yaklaştığını görüyor.Kim olduğunu sorduğunda ise“Ben Hasan Buhayri’yim.Mısır’ın Tanta şehrinde öldüm.Sizin evde tekrar dünyaya dönüyorum”diyor.Genç adamın yanağındaki ben,dedenin dikkatini çekiyor.

Uyanınca rüyasını,erkek bir torun sahibi olacağım diye yorumluyor.Yanında yatan eşini uyandırıp”galiba torunumuz erkek olacak hanım”diyor.Kısa bir süre sonra beklenen telefon geliyor…Ve yanağındaki ben ise sadece basit bir tesadüftür!…

Aile fertleri dedenin isteği üzerine bebeğin ismini Hasan Buhayri olarak nüfusa geçiriyorlar.İkiyıl boyunca herşey normal gidiyor.Ancak hasan 2 yaşına gelince gariplikler birbirini takip etmeye başlıyor.Hasan bilinmeyen bir dilde sözcükler söylemeye başlıyor.Bu sözcüklerin daha sonra Mısır diline ait olduğu anlaşılıyor!

3-4 yaşlarına gelince ailesinin sosyal yapısını yadırgamaya başlıyor.Benim evim burası değil diye ısrar ediyor.5 yaşında ise geçmiş yaşamındaki ölüm şeklini hatırlıyor.Nil deltasında Tanta şehrinde birçok teknesi olan, balık ticaretiyle uğraşan zengin bir tüccar olduğunu anlatıyor.Tayfalarının arasında çıkan bir isyanı bastırmak isterken kaza ile vurulup denize düşerek öldüğünü ve Mısır’da çok parası olduğunu en ince detaylarına kadar bir solukta anlatıyor.

Aile endişe duymaya başlamıştır artık…Baskıyla çocuğa bu anlattıklarını unutturmaya çalışırlar…Konuşmaması,hatırlamaması için çareler ararken,Hasan evli olduğunu da hatırlıyor.

Karısının  ve iki çocuğunun yalnız kalmaması için Mısır’a gitmesi gerektiğini ısrarla ailesine söyleyerek,onlara kendisini Mısır’a göndermeleri için yalvarıyor.

9-10 yaşlarına gelince evden kaçma planları yapmaya başlıyor.Kendisine nedeni sorulduğunda;Mısır’dan ailemi ve paralarımı getirirsem,burada çok zengin oluruz cevabını veriyor.Ancak ailesi kesin olarak kendisine karşı çıkıyor ve hiç bir zaman onu Mısır’a göndermiyor.Bundan sonra Hasan ailesi tarafından daha sıkı bir takibe alınıyor.

13-14 yaşlarına gelince daha fazla ailesinin baskılarına dayanamayarak,Mısır’a gitme sevdasından vazgeçmek zorunda kalıyor.Kendisini İskenderun’da balıkçılığa veriyor.

Hasan Buhayri Ünal şuan da 38 yaşında…İskenderun Deniz Su Ürünleri Limited Şirketi’nin ortaklarından…Kısacası bu yaşamında da yine balık ticareti yapıyor.Değişmeyen bir başka özelliği ise deniz korkusu…Bu yaşantısında ölümünün diğer yaşantısında olduğu gibi denizden gelebileceği korkusunu üstünden atamadı…

Deniz,Hasan Buhayri Ünal’ı alabildiğine ürkütüyor…

Annesinin tüm baskılarına rağmen,geçmiş yaşamının anılarını unutmadı…

Mevlüde Büyükaşık,1963 doğumlu

     _”Burası benim evim değil…Adım Sema…Ben çok zenginim…”

Bu sözler Mevlüde Hanım’ın 4 yaşına girdiği güne rastlıyor.Aile biraz şaşırıyor ama ilk başta pek üzerinde durmuyorlar ve önemsemiyorlar.Bu yaşlardaki çocukların hayal güçlerinin biraz fazla olabileceğini düşünüyorlar.”Varsın böyle konuşsun kime ne zararı olabilir ki?”diyorlar.

O yıllarda Antakya’nın girişinde merkeze oldukça uzak bir semtte oturuyorlar.Mevlüde 7 yaşlarındayken,bir akşam üstü annesiyle birlikte mahalledeki fırına gidiyorlar.Sıranın kendilerine gelmesini beklerlerken,yoldan çok lüks bir arabanın geçtiğini görüyorlar.Kapıda duran gençler,arabayı kullanan gencin,Antakya’nın en zengin ailelerinden Köse ailesi’nin büyük oğlu Semir olduğunu söylüyorlar.Bunun üzerine 7 yaşındaki Mevlüde ,hemen gençlere dönüp,”Semir değil,Semih’ti” diye lafa karışıyor.

Annesi:”Sus bakalım…Sen nereden tanıyorsun?” diye azarlayınca,Mevlüde uzaklara doğru bakıp:”Nasıl tanımam,ben daha önce onların annesiydim.Semir’in küçük,Semih’in büyük olduğunu nasıl bilmem”diye cevap veriyor!…

Annesi çok şaşırıyor ve korkuyor.Mevlüde’nin kulağını çekip:Bir daha böyle acayip şeyler söylersen seni çok kötü döverim”diye azarlayınca,Mevlüde aradan geçen 4 yıl boyunca,bu konu hakkında ağzını bile birdaha açamıyor.

Aradan yıllar geçiyor…

Mevlüde 11 yaşına bastığı yıl,Antakya’nın merkezine,yeni bir semte taşınıyorlar.Mevlüde,Vali Teoman İlkokulu’nun beşinci sınıfına başlıyor.

Bir gün tenefüste arkadaşlarıyla oynarken,yoldan geçen bir ortaokul öğrencisini görüyor.Ve çocuğun yanına koşup dikkatli bir şekilde onu izliyor.Daha sonra çocuğa sarılarak,hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor.Kendisine geldikten sonra,anlatmaya başlıyor:Ben senin annenim.Sen doğduktan 1-2 gün sonra öldüm.O zaman adım Sema Köse’ydi.Kum ocaklarımız vardı.Altı kardeştiniz.3 erkek,3 kız…Ağabeylerin,ablaların nasıllar?Şu anda ne yapıyorlar?””deyince çok şaşıran ve hayretler içinde kalan çocuk:”Bunların hepsi doğru ama sen nasıl bilebilirsin?”deyince,Mevlüde çok rahatlıyor.Evinin adresini verip,kardeşleriyle muhakkak kendisine gelmelerini söylüyor.

Ertesi gün aile verilen adrese gidiyor.Kapıyı onlara Mevlüde açıyor.Çocukların altısı da kapıda kendilerinden 10_15 yaş küçük Mevlüde’ye hayretle bakıyorlar.Daha sonra Mevlüde ile uzun uzun görüşüyorlar.Ailelerinin en gizli olaylarını bile Mevlüde’nin ağzından en ince ayrıntılarıyla dinledikten sonra şüpheleri kalmıyor…

Küçük kıza sarılıp:”Çok enteresan bir olayla karşı karşıyayız…Annemizin ruhu Mevlüde’de yaşıyor.Anlattığı herşey tamamiyle doğrudur”diyorlar.

İki aile bugün hala görüşmeye devam ediyorlar.Mevlüde Hanım İskenderun’da oturmakta olup,evli ve iki kız çocuğu annesidir.

Üstünden bir türlü atamadığı bir korkuyla yaşamına devam ediyor:Doğum yaptıktan sonra hastalanıp,bir önceki yaşamında olduğu gibi ölmek…

Önceki yaşamında öldüğü köye gitti…

Artık onunda iki ailesi var…

Nursel Kutsal,1963 doğumlu

Diğer örneklerimizde olduğu gibi olayın başlangıcı,yine doğumdan önce görülen rüyaya dayanıyor…

Annesi Vesile Hanım,rüyasında 18-19 yaşlarında bir bayanın kemerine sarılıp,”benim adım da Vesile sizin evinizde tekrar dünyaya geliyorum” diyen birisini görüyor.Vesile Hanım uyanınca çok korkuyor.Rüyası büyüklere soruyor.”Korkma kızım hayırdır inşallah”cevabını alınca biraz içi rahatlıyor.

Birgün sonra ise Nursel hanım,gerçekten de bir kız çocuğu dünyaya getiriyor.Adını Nursel koyuyor…

Nursel 2 yaşına gelince:”Burası benim evim değil,benim evim Güzelburç Köyü’nde,beni oraya götürün”demeye başlıyor.

Aile yeniden doğuş olayına inanıyor.Zira bu yörede bu tür konuşan çocuklar o kadar fazla ki…Ama Nursel önceki hayatıyla ilgili detaylar veremiyor.Aradan 3 yıl geçiyor.Nursel 5 yaşındadır artık…

Bir gün annesiyle birlikte ilçeye çarşıya iniyorlar.Kalabalık bir erkek grubunun içinde bulunan 27-28 yaşlarındaki bir gence doğru koşup ayaklarınasarılıyor.Nursel çevrenin şaşkın bakışları arasında kafasını kaldırıp:”Sen benim ağabeyim Cemilsin.Ben Vesile beni tanıdın mı?diye soruyor.Genç adam bir an için şaşkınlıktan hiç bir şey söyleyemiyor.Bu arada Nursel’in annesi araya girip:”Siz Güzelburç Köyü’nde mi oturuyorsunuz?diyor.

Genç adamın şaşkınlığı bir kat daha artıyor ve zorlukla “evet”diyebiliyor…

O anda Nursel geçmiş yaşamının bütün ayrıntılarını hatırlamaya başlıyor:

-“Ben 19 yaşında öldüm.Babamın adı Cabir Görüroğlu.Üvey annem Fevziye,ağabeylerim Cemil ve Fevzi…”

Genç adam bunları duyunca Nursel’in annesi Vesile hanımdan adreslerini istiyor.Çünkü küçük Nursel’in anlattıkları gerçekti…

İki gün sonra söz konusu aile verilen adrese geliyor.Küçük Nursel’e bir çok soru soruluyor.İnanılmaz bir şekilde tüm sorulara doğru cevap verince,küçük Nursel’i köylerine götürmek istiyorlar.Aile razı oluyor ve hep beraber köy’e gidiliyor…

Nursel köyün girişinden itibaren olayları daha iyi hatırlamaya başlıyor.Sözlüsünü,ölümden çok kısa bir süre önce teyzesi,eniştesi ve ağabeyi Cemil tarafından hastaneye götürülüşünü,tarlada çalışan ağabeyi ve babasına öğlen yemeğini götürüp geldikten 3-4 saat sonra öldüğünü,en ince ayrıntısına kadar anlatıyor.Köydeki kadınlar,ellerinde birçok elbiseyle küçük Nursel’in yanına gelip,bunların arasından ölümünden önce giydiği elbiseyi seçmesini istiyorlar.Küçük Nursel oradaki elbiselerden birini gösteriyor.Daha sonra da :”Bunlar benim çeyiz sandığımdaydılar.Siz nasıl aldınız diye de sinirleniyor.

Nursel Hanım,önceki ailesiyle bugün hala görüşmeye devam ediyor.Evli ve çok mutlu.Fizik yapısıyla önceki ailesine daha çok benziyor.

(Nursel Hanım ölüm şekliyle ilgili anlattıkları,kendi isteği üzerine kitaptan çıkartılmıştır.)

Güncel yazılar

GEÇMİŞ YAŞAMLARA TRANSLA GERİ DÖNÜŞLER- EKMİNEZİ

     Ekminezi, varlığın yüksek hafıza kayıt bantlarını okuma, okutma uygulamasıdır. Ekminezi inceleme sonuçları, bu olayın tamamen bilimsel ve gerçeklere de uygun olduğunu göstermişlerdir.

     Özel yöntemlerle transa sokulan denek kişi, operatörün direktifleriyle döndürüldüğü yıl, gün, saat, dakika, ve yaşamların bilinip hatırlanması olanaksız ayrıntılarını ,onları aynen yaşamakla anlatmaktadır.

     _Kişi, bir önceki yaşamını nerede ve nasıl sürdürdü?

     _Kişi, bir önceki yaşamında hangi cinsiyetle yaşadı?

     _Kişi, bir önceki yaşamını nasıl ve nerede terketti?

     _Kişi, tarihin hangi yılları arasında yaşadı?

     _Kişi, dünya planetinde kaç hayat yaşadı?

     _Kişi, dünya planetine nereden ve ne zaman getirildi?

     _Kişi, dünya ahretinde her yaşamı sonucunda ne süre kaldı?

     _Kişi, dünya ahretinde ne türlü süreçler geçirdi?

     _Kişi, dünya ahretinde neler ve kimleri gözlemledi?

     _Kişi, yaşam deneyimleriyle kendi yazgısını nasıl belirler?

     _Kişi, har yaşamı için ne gibi bir evrim programıyla doğdu?

     _Kişi, dünya yaşamlarıyla nereden gelip nereye gitmektedir?

HİPNOZ HALİNDE EKMİNEZİ

    Bu enteresan ruhi haletin yorumuna Dr.Pitre’nin gözlemiyle başlamak istiyorum.

    Doktor Pitre’nin süjesi 17 yaşında ki kızcağızdır. Kendisi çocuk iken kaba bir Gaskonya diliyle konuşuyordu. Fakat sonradan  bu dili unutmuş ve Fransızca konuşmaya başlamıştı. Süje hipnoz halindeyken 12 sene gençleştiriliyor,bu suretle beş yaşında bir çocuk halini alıyor. O sırada Fransızcayı unutuyor ve Gaskonya diliyle konuşmaya başlıyor. 5 yaşına ait hayatının olaylarını ayrıntılı olarak bu dille anlatıyor. Kendisine Fransızca hitab ettikleri zaman o, buna cevap vermiyor. Çünkü bu dili henüz öğrenmemiştir. Aynı zamanda beş yaşından sonraki hayatına dair sorulan suallere de cevap veremiyor. Zira bunlar kendisince, geleceğe ait meçhul şeylerdir.

    Aşağıdaki örnek bu hususta bizi biraz daha ileri götürüyor ve hipnoz halindeki, ekminezinin ne kadar büyük bir realite olduğunu ifade ediyor. Burada hatırlamanın yalnız psikolojik tarafını değil,psikolojik olaylara refakat eden fizyolojik tezahüratını da görüyoruz. Yalnız bu örneği tetkik ederek süjenin geçmişte bugün yaşar gibi  olduğunu kolayca anlayabiliriz. Bu örneği P.Janet’den alıyorum. Profesör, süjesi Rose’u hipnoz haline getirdikten sonra iki sene evveline götürüyor, fakat bu sırada hiç aklına gelmeyen bir olay ile karşılaşıyor. Kadın ızdırap çekmeye başlıyor. Profesör’ün sorgusuna cevap vermek istemiyor, utanıyor. Fakat nihayet hal ve tavrıyla gebe olduğunu anlatıyor. Bu sırada karnının da şiştiği görülüyor. Hakikaten o tarihte bu halin meydana gelmiş olduğu sonradan anlaşılıyor.

     P. Janet’in diğer bir süje ile yaptığı deneyi de kardakine benzer. Bu süjenin sol gözü kördür. Kendisi bu özürlü halin anadan doğma olduğunu iddia ediyor. Profesör süjeyi hipnoz haline soktuktan sonra 7 yaşına getiriyor. O, hala kördür. Fakat bir sene daha gençleştirilince, yani süje 6 yaşına götürülünce süjenin körlüğü kayboluyor ve iki gözüyle görmeye başlıyor. Demek o, sol gözünün görme yeteneğini 6 yaşındayken kaybetmiştir. 6 Yaşında ki hayatına döndüğü zaman, iki gözünün görme yeteneğinden bol bol faydalanan bı kızcağızın bu halini, geçmişin alelade bir hatırlanmasından başka türlü bir olay olarak yorumlamak gerekir.

     Aşağıdaki örnek, ekminezi hakkında okuyucularıma daha açık fikirler verebilir:

     Jeanne R…. 24 yaşındadır…. Kolayca hipnotize edilebilmektedir. Histeriktir. Hipnozdan sonra bütün olayları unutmaktadır…

     Kendisine 6 yaşında olduğu söylendi. Bunun üzerine o, kendini ailesinin yanında görmeye başladı : Akşam yemeği  sonu sohbetindedirler, kestane soyuyorlar. Onun canı uyumak istiyor ve kardeşinin yardımını istiyor. Fakat kardeşi yerdeki kestanelerden evler yapıyor. “O, çok tembeldir, ancak kestanelerin on tanesini soyabildi. Geri kalan kestaneleri benim soymam gerekiyor”.

     Bu haldeyken Limoj lehçesiyle konuşuyor. Okuyup yazmasını bilmiyor. Ancak A,B,C harflerini tanıyabiliyor. Fransızca bir kelime bile konuşamıyor. Küçük kardeşi uyumak istemiyor, 9 aylık kardeşimi daima badi badi dolaştırmak lazım diyor. Burada J.R bir çocuk halindedir…

     Kendisine iki dakika sonra 10 yaşında olacağı söylenince bütün fizyonomisi değişiyor. Şimdi Moustiersler’in şatosunda bulunmaktadır. Oradaki tabloları hayranlıkla seyrediyor. Kendisiyle beraber olan kız kardeşlerini soruyor. Konuşmasını yeni öğrenmiş çocuklar gibi konuşuyor.

     İki seneden beri okula gitmektedir. Fakat şimdi oraya devam edemiyor. Annesi çoğunlukla hasta olduğundan kız ve erkek kardeşlerine kendisi bakmak zorundadır.

     Yazıyı 6 aydan beri öğrenmektedir. Çarşamba günü yazdığı bir kompozisyondan bahsediyor. Bütün sayfayı ezberden ve oldukça kolaylıkla yazabilmiştir. Bu 10 yaşında iken olan yazısıdır. Bununla birlikte imlada henüz bu kadar ileride değildir. “Marie Couteau benden daha az hata yapıyor, ben daima Marie Puybaudet ve Couteau’dan geriyim. Fakat Marie Louise Roland benden de geridir. Zannedersem içimizde en çok yanlış yapan Jeanne Beaulieu’dür”.

     Kendisine 15 yaşında olduğu söylendi. Monmart’da Bayan Brunerier’nin yanındadır. “Yarın bir tören var, bir düğün töreni… Benim kavalyem Leon olacak. Oh! Ben baloya gidemeyeceğim. Bayan Brunerier oraya gitmemi istemiyor. Fakat ben on beş dakika kadar ondan gizli olarak baloya gideceğim”.

     Petit Savoyad’ı yazıyor. Evvelki yazısı ile bunun arasında büyük fark var. Uyandıktan sonra bu yazısını görünce çok hayret ediyor. Çünkü onu tamamiyle unutmuştu. On yaşında iken yazdığı parçaların kensine ait olduğunu kabul etmiyor.